Bir sonraki


99-Ortak olan iki kişiden biri diğerine kefil olabilir mi?

953 Görüntüleme
Lâlegül TV
106
Yayınlama Tarihi 19 Dec 2018 / Kategori: Bir Soru Bir Cevap

Ortak olan iki kişiden biri diğerine kefil olabilir mi?

İslâm fıkhında özellikle hanefî mezhebi doğrultusunda baktığımız zamân üç türlü ortaklıktan bahsedilir. Bunlar 1- Mülk Şirketi (bir malda iki veyâ daha fazla kişinin ortaklığı) 2- Akid Şirketi (iki veyâ daha fazla kişinin kâr elde etmeye yönelik aralarında anlaşarak bir şirket, ortaklık kurmaları) 3- İbâha Şirketi (kamuya taallûk eden yerlerden istifâde etmeye yönelik ortaklık). Konumuz mülk şirketi değil akid şirketidir. Bu ortaklıkta bâzı kere her iki taraf da ortaya sermâye koyar, bâzen bir taraf sermâye diğer taraf amelini ortaya koyar. Buna fıkıh dilinde “mudârebe” ortaklığı denir. Şâyet her iki taraf da ortaya sermâye koyuyorsa bu durumda Hanefi fıkhına göre ortaklık “müfavaza veyahut inanç” şeklinde iki kısma ayrılır.


Müfavaza her yönüyle (gerek tarasrruf gerek sermâye gerek sermayeden elde edilecek olan kârın taksiminde ortaklık) vardır. İnanç şirketinde ise eşitlik şart olmayıp sermâye ve kâr oranları farklı olabilir. Müfavaza şirketinde inanç şirketinden farklı olarak ortaklar birbirine kefil olabilir. İnanç şirketinde şirketin yapısında böyle bir kefâlet yoktur. Kişi “ben senin kefîlinim, sen benim kefîlimsim” şeklinde tahsîs ederse kefâlet devreye girer. Mâl sâhibi (sermâyeyi koyan kişi) normalde şirketin ibtidâsında bir çerçeve çizme hakkına sâhiptir. Karşı taraf kabûl ederse o doğrultuda ortaklıklarına devâm ederler. Kabûl etmezlerse de ortaklık yapmazlar.

Buradaki kefâlet aslında şahsa ta’alluk ediyor. Bir nevi de şirkete yöneliktir. Bu “bir zarar söz konusu olursa bu zararı ben karşılayacağım” demektir. Oysa “mudârebe (emek ve sermâye)” ortaklığında bir zarar söz konusu olduğu zamân öncelikle taksîm edilmiş olan kâra yansıtılır. Şâyet bu kâr zararı karşılamayacak olursa o takdîrde sermâyeye yansıtılacaktır.

Örneğin ”mâl sâhibi her hâlükârda koyduğum sermâyeyi tam olarak alırım” derse böyle bir mudârebe ortaklığı câiz olan bir mudârebe ortaklığı olmaz. “Falan firmayla iş yapayım bir zarar olursa ben karşılarım” denildiği zamân mudârebe ortalık rûhuna aykırı davranmış olunur. Bu takdirde sermâye koyan kimse risk almamış olacaktır. Çünkü zarar olursa karşı tarafa yansıtacaktır. Oysa şirkette sermâye olarak ortaya ne konuluyorsa zarar oraya yansıtılmalıdır. Bizim bahsettiğimiz ortaklıkta ortaya konulan sermâye bir taraftan para diğer taraftan ameldir. Zarar olduğu zamân parayı koyan parayı kaybeder, amelini kaybedecek ve amelinin karşılığında bir şey almayacaktır. Netice itibarıyla herkes koyduğu ile mes’ûl olacaktır. Burada amelini ortaya koyana bir de maddî külfet yüklediğiniz zamân ortaya koymadığı bir şeyi ona tazmîn ettirmiş oluyorsunuz.

Sorumluluğun olmadığı yerde bir kâr elde etme söz konusu olur ki bu da hanefî fıkhınca câiz olan bir işlem değildir. O yüzden ortağın diğer ortağına kefil olması câizdir ancak bu ortaklık mudârebe (emek-sermâye ortaklığı) ise bu durumda emektarın sermâye koyan kimseye kefîl olması “parana hiçbir sıkıntı gelmeyecek, gelse de ben ödeyeceğim” demesi câiz olan bir işlem olmaz, otomatikman mudârebe (emek-sermâye ortaklığı) sistem itibarıyla câiz olmayacak bir konuma intikâl etmiş olur. Aslında ortağın kefîl olamaması diye bir şey yoktur, mudârebe ortaklığında ortaklık yapısına aykırı olacağı için sizin böyle bir sorumluluğu üstlenmeniz veyâ benim böyle bir sorumluluktan kaçmam kesinlikle câiz olmaz. Dolayısıyla yapılacak olan ticârî faâliyyette bir zarar söz konusu olursa bu zarar önce kâra, kârın karşılamaması durumunda sermâyeye yansıtılacaktır.

Daha fazla göster
0 Yorumlar sort Göre sırala

Bir sonraki