Bir sonraki


96-Ürünü ekmeden veyâ hasâd etmeden peşin para karşılığı satıyoruz. Zekâtı kime düşer?

37 Görüntüleme
Lâlegül TV
41
Yayınlama Tarihi 21 Nov 2018 / Kategori: Bir Soru Bir Cevap

Tarımla uğraşıyoruz, borçtan dolayı ürünü ekmeden veyâ hasâd etmeden peşin para karşılığında düşük fiyattan başka insanlara satıyoruz. Hasâd zamânı sattığımız kişinin ismine ürün yatırılıyor. Ürünün zekâtı kime düşer?

Fıkhî olarak bu satış ancak “Selem Akdi” (henüz elde edilmeyen ürünü elde etmeden bir başkasına satmak) yoluyla olabilir. Burada belli başlı şartlar (peşin olması, tüccârın çiftçiden satın almış olduğu ürüne mukâbil ödemesi gereken ücreti peşinen ödemiş olması, çiftçinin o tüccâra teslîm edeceği ürünü “muayyen şu tarladan çıkacak ürün” gibi belirtmiş olmaması vs.) vardır. Şu tarladan çıkan fındık, buğday vs. derse bu da olmaz. Bu şartlar doğrultusunda yapılırsa bu işlem câizdir.

Bir çiftçi henüz elde etmediği veyâ ekmediği bir ürünü şimdiden pazarlayabilir. Normalde çiftçilikle işi olmayan zimmette sâbit olabilecek herhangi bir malda da tüccârlar arasında yapılabilir. Burada teslîm edeceğimiz malda belli bir vâde olması lâzım ve bu vâdenin belirtilmiş olması gerekir. Sizin bana ödemeniz gereken bedel peşinen ödenmiş olması gerekir ve o ürünün de akid ânından teslim ânına kadar piyasada hiçbir zaman inkitâya uğramaması gerekir ki özellikle Hanefî mezhebinde bu şarttır. Şâfi’î mezhebinde teslîm anında piyasada olması yeterlidir ara dönemde veyâ aikd yaptığımız dönemde olması şart değildir.


Bu meselede çiftçi “ben daha henüz mahsûlümü toplamadan bir tüccâra satıyorum” diyor.
Burada dediğimiz gibi “o ürün falan tarlanın ürünüdür” diye beyân etmemeli, parasını peşinen almalı ve teslîm edeceği tarihi de beyân etmelidir ancak ikinci bir mesele geçiyor ki “bu ürünü o kişi nâmına sonra teslîm ediyorum” diyor. Bu işlemin câiz olabilmesi için belli başlı şartlardan bahsetmemiz gerekir. 1- Ben bu ürünü satarken “selem akdi’nin” şartlarına riâyet etmemdir. 2. Ürünü elde ettikten sonra kendi ismimle ama sizin nâmınıza onu bir başkasına teslîm ederken bunu sizin yapmanızdır.


Selem satışa konu olan bizim örneğimizdeki buğdayı siz benden teslîm almadıkça bunda ikinci bir tasarrufta bulunmanız kesinlikle câiz olmayacaktır. Bu teslîm tahliye yoluyla da olabilir. Sizden gidecek bir konum tahakkuk ettikten sonra o ürünü sizin nâmınıza belli yerlere satabilir. Zekâtın hesâplanması noktasında ise örneğin “ben çiftçiyim, benim zekâtım çiftçilik doğrultusunda hisâb edilecektir.
Siz ise tüccârsınız, zekâtınız ona göre hisâb edilecektir.

Arâzî mahsûlleri (öşür). Yaylım hayvanları (sâime) ki nisâbları da farklıdır. Vâcib olacağı ödemesi gerekli olan oranlar da farklı olacaktır. Hayvanlardaki oran ile arâzî mahsûlündeki oran aynı değildir. Bir de altın, gümüş, para, nakit bunun oranı ve verilmesi gereken mikdâr %2,5’tur. Urûzu’t ticâre (al-sat yaptığınız mallar) bu ikisi berâber değerlendirilir. Kenarda altın veyâ gümüş veyâ nakd paranız var, diğer tarafta da ticârî mallarınız var bunların nisâbları da aynıdır, verilmesi gereken oran da aynıdır. Geri kalan üzerinden yıl geçme vesâire aynı şekilde değerlendirilir. Bir de dikkat dediğimiz yer altından çıkan madenler olmak üzere beş kalem zekât sistemi vardır.

Ben arâzî mahsûlünü size satmış oluyorum ve üreten kişiyim. Dolayısıyla bana vâcib olan, benim vermem gereken öşürdür. Benim malların öşre tâbidir. Ben çıkan mahsûlün öşrünü veririm ancak teslîm etmem ile mükellef olduğum limiti de size teslîm ederim. Siz tamâmıyla ticârî mâl olarak onun zekâtını hisâb edeceksiniz. Ben ise o ürünümü üreten kişi olarak arâzî mahsûlümün zekâtını hisâb edeceğim. Buna göre herkes kendi zekâtını verme noktasında mükellef olacaktır. Ben ortadaki ürünün zekâtını bana göre, siz de kendinize göre vereceksiniz.

Daha fazla göster
0 Yorumlar sort Göre sırala

Bir sonraki