Bir sonraki


94-“Adak” niyet edilen bir yerden başka bir yere verilebilir mi?

28 Görüntüleme
Lâlegül TV
36
Yayınlama Tarihi 02 Nov 2018 / Kategori: Bir Soru Bir Cevap

“Adak” niyet edilen bir yerden başka bir yere verilebilir mi?

“Ömer Nasuh Bilmen Efendi” ki ilm-i hâli hemen hemen her evde mevcûttur adak konusunu oradan okumalarını dinleyen kardeşlerimize tavsiye ederiz. Orada giriş olarak güzel bir ifâde var. “Vak’ada Allâh-u Azîmüşşân’ın kaderi ne ise o olacaktır.” Sen bir şeyin olmasını taleb ediyorsun işte “Yâ Rabbi, bu işim olursa şunu adıyorum, bunu adıyorum.” Bu işin olmasında veyâ olmamasında senin adağının bir etkisi olmayacağını bilmek gerekir. İstediğin bir şey oldu ona mukâbil şükür olarak kurban kesiyorsan veyâ şükür olarak fakîr-fukarâya tasaddukta bulunuyorsan bu güzel bir şeydir, buna diyecek bir şeyimiz yok ama “olursa böyle yapacağım, yaparsan şöyle olacak” şeklinde bir adak her ne kadar tavsiye edilen bir şey olmasa da kişinin bunu iltizâm etmesinden dolayı bu kişiye vâcib olacaktır ya’nî tavsiye edilmez ama yaptığında yerine getirmem gerekecektir.

Şer'an kabûl edilen bir adak olması gerekir, bunun bizâtihi kendisi mâsiyet olmamalı, maksûd (amaçlanan) bir ibâdet olması gerekir. Adadığın şey cinsinden maksûd bir ibâdet olacak. Mesela; hasta ziyâret etmek güzel ve teşvik edilen bir şeydir. Hatta kişi bunu Allâh rızâsı için yaparsa bu bir ibâdettir, sevâb kazanır. Kezâ Kur’ân-ı Kerîm okumak ibadet kastıyla olursa sevâb kazanacaktır ancak bunlar maksûd bir ibâdet değildir. Namâz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, umre veyâ tavâf yapmak maksûd ibâdetlerdendir. Abdest almak bir ibâdettir ama maksûd değil maksûda vesîle olan bir ibâdettir. Kırâ’at da bu kabildendir çünkü kırâ’at namâzın içinde rükûnlarından bir tanesidir, namâzı itmâm edecek (tamamlayacak) namâzın sahih olabilmesi için gerekli olan bir ibâdettir ama amaç olan bir ibâdet değildir. Böyle olduğundan dolayı deniliyor ki “Adak” amaç olan bir ibâdete yönelik olmalıdır.

“Falan işim olursa bir cüz Kur’ân-ı Kerîm okuyacağım veyâ abdest alacağım, bir hastayı ziyârete gideceğim veyahut da hastânede yoğun bakımdaki hiç tanımadığım kişileri ziyâret edeceğim” şeklinde olursa bu adak geçerli bir adak değildir. Kişiye vâcib olan bir adak olmaz çünkü bu cins maksûd bir ibâdet yoktur. Birinci şart o ibâdetin maksûd (amaçlanan) bir ibâdet olması gerekir. İkinci olarak da o ibâdet cinsinden farz veyâ vâcib bir ibâdet olması gerekir. Buna göre meselâ namâz veyâ oruç cinsinden farz bir ibâdet vardır o zaman bu adak olabilir. Tâvaf da hâkezâ bu şekilde maksûd bir ibâdet olarak ele alınabiliyor. Tasadduk dediğimiz zamân bu zekâta hamlediliyor. Zekât farz cinsinden bir ibâdettir, sadaka vermek de zekât kabilinden değerlendirileceği için farz cinsinden bir ibâdettir.


Kişi “ falân işim olursa hayvan keseceğim” derse kesmekte bu ifâdeyi kullanırsa kesmek bizâtihi (kendisi) ibâdet değildir. Böyle olduğundan dolayı bu adak geçerli olmaz ama “hayvan keseceğim, etini fakirlere dağıtacağım” derse o zamân burada aslolan tasadduktur, fukarâya dağıtmaktır bu zekât kabilinden olacaktır, o zamân kesmesi de şart değildir o kurban bedelini fukarâya vermesi de yeterli olacaktır. Kişi kurban adayacak olursa “Kurbân Bayramı'nda Allâh için kan akıtmak” bunu adayacak olursa Hanefî mezhebinde bu da vâcib olacağı için Merhûm İbn-i Âbidîn Hâşiyesinde “bu adak yerine getirilmelidir” ifâdesini kullanıyor.

Burada su’âlde olduğu gibi ta’yîn olsa örneğin; “falan işim olursa ben 100 lirayı falan fakirlere dağıtacağım dese ve o iş de yerine gelse bu durumda o kadar mikdârı dağıtması vâcibtir. Ta’yîn etmiş olduğu yerde dağıtması mı vaciptir? Kitaplarımızda der ki bir insan Medine fukarâsına dağıtacağım dese Mekke Fukarâsına dağıtsa adağını yerine getirmiş olur, ta’yînin burada bir önemi yoktur. Kardeşimizin ifâde ettiği üzere falan fakir, filan fakir diye ta’yîn etmiş olsa da başka bir ihtiyâç sâhibi birini bulduğu zamân ona vermesinde herhangi bir mâni, herhangi bir mahzûr lâzım gelmez.

Daha fazla göster
0 Yorumlar sort Göre sırala

Bir sonraki