Bir sonraki


100-Bir insan mîrâsçısı olmayan birisine fâizli parayı vasiyyet edebilir mi

191 Görüntüleme
Lâlegül TV
55
Yayınlama Tarihi 26 Dec 2018 / Kategori: Bir Soru Bir Cevap

Türkiye güzeli Mahmure Hanım’ın şahsını 2 kez yangından kurtardığımız için bize 2000 yılında, bankaya yatırmış olduğu 16 milyon (16 trilyon) paranın fâizini mîrâs bıraktı. Ben hakkımdan ferâgat etmek istiyorum. Ömrümün sonuna kadar fâizli parayla uğraşmak istemiyorum. Hakkımdan ferâgat edince para 263’e değil de 262 kişiye taksîm edilecek. Bu konu hakkında fetvâ nedir?

Öncelikle bir insan “ben filâncayı kendime mîrâsçı bırakıyorum” deme hakkına sâhib değildir. Mîrâs şer’î bir olgudur. Müverris ile vâris arasındaki bağlantı neticesiyle kişi şer’î şerîf’in tesbît ettiği oran ile hissedârdır veyâ değildir. Hissedâr olmayan bir kimseyi “ben hissedâr ettim” demenizle o kişi hissedâr olmaz. Dolayısıyla mîrâsçı kılma olarak değil de belki bunu vasiyyete çevirebiliriz. “Bir insan mîrâsçısı olmamak kaydıyla vasiyyet edebilir. Mîrâsçıya vasiyyet geçerli değildir!”

Bunu mîrâs olarak değil de vasiyyet olarak irdeleyecek olursak bu şahıs anaparayı değil fâizi vasiyyet ettiğinden bahsediliyor. Buradaki mesele gayrimeşru (fâizin vasiyyeti) meselesidir. İtfâiyeci “ben fâiz almıyorum” dediği zamân o kişiye geri dönmeyip kendisi gibi olan diğer arkadaşlarına bölünecektir. Fâizi almama (akdi ibtâl etme) gibi bir şansı yoktur çünkü bunu kendisi yapmamıştır. Kendisine cebrî (zoraki) olarak veriliyor demektir.

Tavsiyemiz “bunu bankada bırakmasın, alsın. Ben almıyorum diyerek diğerlerine intikâl etmesine sebebiyyet vermesin” ama aldıktan sonra kendi şahsında kullanmasın, fakirlere tasaddûk etsin. Netîcede harâm bir paradır, harâm paranın sebili de tasaddûktur. Onu birilerine, hayır kurumlarına verecektir. Tasaddûk sevâbı almaz çünkü sâhib olduğu bir malı vermiyor ama en azından harâm yeme imkânı varken Allâh rızâsı için harâmı terk etme sevâbı alır ki bu da azımsancak bir şey değildir.

Daha fazla göster
0 Yorumlar sort Göre sırala

Bir sonraki